2018 yılı, emperyalist-kapitalist sistemin, uluslararası proletarya ve ezilen dünya halkları ile ezilen uluslarına yönelik yoğun saldırılari ve bunlara karşı mücadelelerle dolu geçti.

Özellikle de emperyalist güçlerin, dünyaya hakim olma savaşımında yaşanan rekabet ve bunun yansımaları olan bölgesel savaş ve çatışmalar hala devam etmekte. Bu gerici, hegemonya amaçlı rekabet ve çatışmaların vahşi sonuçları da, her zaman olduğu gibi ezilen halklara ödettirilmektedir. Bunun en yakın ve canlı örneğine, yakici ve güncel olarak Suriye özgülünde Ortadoğu coğrafyasında tanıklık etmekteyiz. Tüm bu coğrafyayı yakıp-yıkan, milyonlarca yoksul emekçiyi katleden, yaşam alanlarından koparip, bilinmez yollara mahkum eden, ardından yarattığı yıkıntılardan „yeniden inşa etmek“ adına tekellere kar alanları açan emeperyalist güçler ve uşakları, dünya halklarına „demokrasi melekleri“ gibi sunulmaktalar. Dünyaya egemen olmak isteyen hegomonik tiranlar, mazlum halklara ve ezilen uluslara düşmanlıklarını her fırsatta açıkça gösteriyorlar; Suriye`de, Rojava`da Kürt ulusuna yaptıkları gibi. Kendi ekonomik, siyasi, askeri çıkarları için, tüm rekabet ve karşıtlıklarına rağmen, nasıl uzlaşarak hareket ettikleri, halklara ve ezilen uluslara nasıl düşman olduklarını görmekteyiz.
Ve bu sömürücü emperyalist-gerici güçlerin, kapitalist metropollerde, işçi sınıfı ve emekçilere her alanda nasıl saldırdıklarını, her türlü hak gaspı ve sömürüyü nasıl yoğunlaştırdıklarına Avrupa`da tanıklık etmekteyiz. Suriye`de gördüğümüz gibi, her türlü vahşeti yaratan ölümcül silahlarını satarak kıyımlar, felaketler yaratan emperyalist güçler, „koalisyonlar“ şeklinde ülkeleri fiili işgal ederek hegemonya savaşımını sürdürürken, bunu kitlelere „Suriye halkını koruma misyonu“ şeklinde sunmakta, kendi ülkelerinde de (Tam da Fransa`da olduğu gibi) giderek gericileşmekte, ekonomik-siyasal anlamda saldırganlaşmaktadırlar. Tekelci burjuvazinin evrensel çaptaki saldırılarındaki artışa paralel olarak, işçi sınıfı ve emekçilerin öfke ve tepkileri de artmakta, bu tepki ve öfke sokağa yönelen bir mücadele eğilimi taşımaktadır. Bu, basit bir „zam`a tepki“ nin ötesinde, kapitalist-emperyalist politika ve saldırılara olan tepkiyi ve yaşanılabilir başka bir dünya istemini acikca ifade etmektedir. Bilinçli bir önderlikten yoksun olsa da, kendiliğinden bir karakter taşısa da, bu gerçeği değiştirmiyor ve tekelci burjuvaziyi ciddi anlamda kaygılandıran bi özellik tasimaktadir. Fransız burjuvazisi ve devletinin geri adım atması, „sarı yelekliler“ le başlayan ve toplumun diğer emekçi tabakalarını da kapsayan mücadelesinin sokakları zaptetmesi, burjuvazinin korkularını büyütmekte iken, emekçiler ve ezilenler açısından önemli dersler barındırmaktadır. Haklarımızın örgütlenerek, sokakta örülecek örgütlü bir mücadele ile koruyabilecegimizi, geleceğmizi kazanabileceğimizi göstermektedir.
Yaşadığımız ülkede de, yerli ve göçmen emekçilere yönelik her yeni gün yeni sadırılarla baslamaktadir. İşçi sınıfına dayatılan emeklilik yaşının uzatılması, çalışma saatlerinin uzatılması, ücretlerin düşürülmesi, barınma ve yaşamsal ihtiyaçların her geçen gün zamlanması, vergi ve sigorta gibi harcamaların arttırılarak emekçilere yüklenmesi, sosyal hak gaspları ardı sıra yasal ve fiili uygulamalarla devreye sokulmaktadır. Ancak inşaat işçilerinin bu yasalara karşı başlattığı mücadele ile, geçici de olsa bu yasalar uygulanmasa da, önümüzdeki dönemde bunların tekrardan gündeme getirileceği açıktır.
Ha keza göçmen emekçilere dönük saldırılar daha da kapsamlı geliştirilmektedir. Keyfi takip sistemi, oturum ve çalışma şartlarının zorlaştırılması, sınır dışı politikalarının keyfi ve zorlaştırıcı niteliği, Avrupa çaplı geliştirilen göçmenlik politikalarındaki gericileşme, mülteci ve ilticacılara dönük sınır-dışı, Dublin uygulamaları, iltica kamplarındaki ırkçı, saldırgan uygulamalar giderek artmaktadır.
Yani saldırılar aynı merkezlerden kaynaklanmaktadır. Dolayısıyla mücadelemiz de birlikte, aynı merkezleri hedef almak zorundadır
Tüm bunlara karşı, yerli ve göçmen emekçiler olarak , birlikte, ama anti-kapitalist, anti-emperyalist bir bilinçle haklarımız ve geleceğimiz için mücadele etmemiz gerekmektedir. Fransa emekçilerinin mücadelesi bizlere daha örgütlü ve enternasyonalist bir bilinçle hareket etmemizi kosullamaktadir.
Orta-doğu`da, Rojava`da, Türkiye`de yaşanan faşist saldırı ve katliamlar, faşist diktatörlüklerin katliam ve baskıların, yaşadığımız metropol emperyalist güçlerce, askeri, mali, politik anlamda beslenip korunduğunu görmemiz gerekiyor. Dolayısıyla mücadelemizin yerel ve enternasyonalist karekterini kavramamız gerekiyor. Yaşadığımız alanlarda kendi sorunlarımıza sahip çıkarak, anti-kapitalist, anti-emperyalist mücadelenin aktif özneleri olarak, mücadeleye daha cüretlice atılmamız gerekiyor.
Yine, geldiğimiz topraklarda yaşanan katliamlara, faşist diktatörlüğün her geçen gün artan imha saldırılarına karşı, daha mücadeleci bir hat örmemiz gerekmektedir. Önümüzdeki yilda da, uluslararası alanda tekelci burjuvazi ve gerici faşist diktatörlüklerin saldırıları artacaktır. Bugünden faşist Türk devletinin efendileri emperyalistlerin desteği ile Rojava`ya dönük işgal hazırlıklarına karşı, mazlum Kürt ulusu ve halkıyla, daha etkin bir sahiplenme ve dayanışma pratiğine girmemiz gerekmektedir.
Yani, 2019 yılı, gerici güçlerin artacak olan saldırılarına karşı, ezilenlerin daha da yükselecek hakli ve mesru mücadelelerine tanıklık edecektir. Bugünden buna daha bilinçli, öngörülü, örgütlü hazırlanmamız gerekiyor. 2019 yilinda umutlarımızı daha da güçlü kılacak gelişmeler yaşanacaktır. Kapitalizmin geleceği yoktur . İnsanlığı ve doğayı yok etme dışında sunacağı hiçbir şey yoktur. İnsanlığı bu karanlık güçlere teslim edemeyiz. Kendi geleceğimizi, kaderimizi elimize alarak, yaşam alanlarımızı, haklarımızı ve geleceğimizi korumak için, daha güçlü mücadele ve örgütlenmeye! diyerek, yeni mücadele yılında, dünya işçi sınıfı ve ezilen halklarını, ezilen ulusları ve mücadelelerini selamlıyoruz.
Ödenen bedeller boşuna değildir. Özgürlük, işçi sınıfi ve ezilenlerin mücadelelerinin ufkunda kendini gösterecektir!
30.12.2018
İTİF (İsviçre Türkiyeli İşçiler Federasyonu)